Author Message

The_Linkin

Yetkili



Durum :  Online status
Konu Sayisi : 231
posts 232
Location:
Occupation:
Age:
Tecrube: 37.4%
Rep :Ekle
Rep :Sil
Rep Puani   0  

#208   2010-02-25 11:36 GMT      


“Juno”nun yazarı Diablo Cody’nin ürünü olan yapıt, gençlik filminin içine korkuyu sokan eserlerin başarılı örneklerinden biri. Bu yönüyle de “Ginger Snaps” ve “Alacakaranlık”ın yolunu izliyor.

Bazı senaristler, filmlerden daha çok konuşulurlar. Amerikan bağımsız sinemasının son 10 yılına baktığımzda bu konuda Alan Ball ve Diablo Cody isimlerinin öne çıktığını görebiliyoruz. “Juno” ile Oscar’a da uzanmasına karşın tartışmaların odak noktası olmaktan kurtulamamıştı Cody.

Ancak o filmin bu kadar öne çıkma nedeni, kanımca ‘hamile genç bir kızın’ yani bir ‘anti-kahraman’ın hikayesine odaklanmasından çok, esasen o dramatik yapıyı alternatif çizgi roman estetiğinin üzerine kurmasından kaynaklanıyordu. Öyle ki yapıt, bağımsız sinemada aktif olan bu eğilimi benimseyerek zirveye çıkıyordu.

Tipik bir Diablo Cody hikayesi

Cody’nin ikinci senaryosundan çıkan filmin yönetmenlik koltuğunda ise bir başka tartışmalı kadın yönetmen Karyn Kusama var. “Juno”nun yönetmeni Jason Reitman ise bu sefer yapımcı. “Kız Dövüşü” (“Girlfight”) ile Sundance Film Festivali’nde büyük ödüle uzanan Kusama, “Aeon Flux”ın ‘geri kalmış dünyası’ sebebiyle eleştirilerin odak noktası olmuştu. Ancak orada da Charlize Theron’un canlandırdığı bir kadının mücadelesini anlatıyordu yönetmen.

Yani Cody-Kusama ikilisi, sinemanın ‘kadın birey temsilcileri’ olarak buluşmuşlar. Ancak burada tipik bir Cody karakteri var yine. Amanda Seyfried’in canlandırdığı ve adı çizgi roman karakteri gibi kokmasını sağlayan Needy, tipik bir anti-kahraman. Liselerin o gözlüklü, dışlanan, hafif ezik tiplerinden biri. Ancak bu konuyu çok fazla abartmaktan ziyade onu, hem kız arkadaşına tutkuyla bağlanan, hem de erkek arkadaşına sahip olabilen bir karakterin üzerine yerleştirmiş Cody.

Filmin akıl hastanesinde, onun iç sesiyle gelen ‘Bu noktaya nasıl mı geldim?’ ikilemiyle açılması da bu anti-kahraman durumunu açık ediyor. Böylece karakterimiz içindeki sorgulamayı daha ilk kareden başlatıyor. Aslında burada Cody’nin yapmak istediği korku filmi ile gençlik filmini iç içe geçirmek. Bunun için de okulun en popüler ve seksi kızı ile en ezik kızının dostluğuna odaklanıyor. Bu da aslında gençlik filmlerinin klişe iskeletlerinden biri. Ancak Cody, burada karakterlerin tiplerini çok keskin hatlarla çizmeyerek bu klişenin tuzağına düşmemiş.

“Ginger Snaps”in şeytan filmi versiyonu

Elimizdeki eser biraz da bu sayede, amacından kopmayarak okullarda ‘satanistlik’ eğilimlerini inceleyen bir gençlik-korku filmi kırması yapıta dönüşmüş. Hiçbir zaman inandırıcılık sorunu çekmemesi de yine çizgi roman estetiği kullanan görsel yapısından kaynaklanıyor. “Kana Susadım”, 2000’de çekilen John Fawcett imzalı Kanada yapımı “Ginger Snaps”in kurtadam filmine yaptığını şeytan filmine yapıyor özünde.

Orada da aynı okula giden iki kardeşten biri oranın en ezik, diğeri ise en popüler kızıydı. Mesele ise bunların ‘bakirelik’ durumuydu. Buradan kurtadamlık mitinin ‘doğallık’ı ile gelen alt metinler devreye girip göreceli güzellik rafa kalkarken, yapay durumlar da birincil rol oynuyordu. Burada ise her şey ‘şeytan filmi’nin kalıpları üzerine yerleştirilmiş. “Ginger Snaps”, bilinçaltındaki ‘olamayacak şeyler’in dışavurumunu anlatırken, aile içi iletişimsizliği ve bekaret korkusunu masaya yatırıyordu.

Ancak Kanada’da çekilen o korku-gençlik filmi kırmasındaki kurtadam mitine özel bir şekilde gelen ‘orman korkusu’ motifi, burada ‘satanizm korkusu’na tekabül ediyor. Öyle ki Jennifer’ı feda eden bir okült grup söz konusu. Bu sebeple de film zaman zaman “Mısır Çocukları” (“Children of Corn”, 1984) ve “Gizemli Ada”da (“The Wicker Man”, 1973) gördüğümüz okült korku filmi alt türüne de giriş yapıyor. Bu alt türün de özünde çoğunlukla şeytan olduğu düşünülen bir güce tapan bir grup insanın, katil olarak kullanılması var.

“Kana Susadım”ın esas amacıysa, şeytanın bedene girmesini anlatan bir şeytan filmi yapmak. Yani “Şeytan” (“The Exorcist”), “Omen” gibi türün klasiklerinde kullanılan bir motifin izini sürüyor. Bunu uygulayınca da aslında gece farklı, gündüz farklı olan bir Jennifer çıkarıyor karşımıza. Bu da Megan Fox’un canlandırdığı Jennifer’ın içinde bastırılmış duyguları yani kendisiyle seks yapmak isteyenleri öldürmesi durumunu açığa çıkarıyor. Ya da eğitim sisteminin içindeki ‘yapay’lığın üstüne koyarak okulu öğrencilerin üzerine yolluyor denebilir.

“Alacakaranlık” modern klasiğinin yolundan...

Needy’nin ‘gerekli’ anlamıyla alternatif çizgi roman kahramanı olması akıllara “Juno”yu getirirken, Jennifer da aslında “Bıçağın İki Yüzü” (“Blade”, 199 veya “Alacakaranlık”taki (“Twilight”, 200 gelişmiş vampirleri hatırlatıyor. Öyle ki film “Alacakaranlık”ın gençlik filmi ile vampir filmini iç içe geçiren ve çığır açan film modelinden de besleniyor bolca. Ancak onun kadar detaycı bir yapıya kavuşmuyor.

Öyle ki oradaki kadar incelikli ve derinlikli bir yapıyı kurabilseymiş, daha çarpıcı bir esere dönüşebileceğini kuşku yok. Her şeye rağmen böyle olması, filmin değerini de arttıran bir şey yapmasını sağlamış aslında. Senaryonun edebiyat uyarlamasından değil de Cody’den gelmesi bu durumun ana mimari olarak görülebilir. Ancak nihai sonuçta ‘şeytan’ ya da ‘din’in, bir karakterin içine girip okuldaki ‘inançsızlık’a ve ‘seks düşkünlüğü’ne müdahale etmesi filmin ana alt metinleri.

Bu da gençlik filminin içine giren ve “Çığlık” (“Scream”, 1996) ile başlayan slasher filmlerinin farklı bir yorumu aslında. Bu da gayet normal. Öyle ki gençlik filmi o zamandan beri sözünü ettiğimiz tür kırması iskeletlerin ana üyesi oldu. Burada da geceleri güzel, gündüzleri ise yaşlı duran Jennifer’ın veya Needy’nin ‘okul mücadelesi’ yerine ‘din ile mücadele’ ile ergenlik dönemlerini aşmaları, tanıdık olduğumuz temaların farklı bir iskeletle karşımıza dikilmesini sağlıyor.

Jennifer’ın o yapay seksiliği veya yüzü, şeytanın içine girmesiyle daha da yapaylaştırılırken, aslında karşımıza bu duruma eleştirel bakış atan bir yapı çıkıyor. Öyle ki bir anda ‘makyaja bürünen bir gece kadını’ çıkıyor karşımıza. Satanizmi bilmeyen gençlerle de dalgasını geçmeyi ihmal etmiyor Cody tabii...

Alt türün klasiklerine ithafen...

Aslında filmin “Şeytan Çıkmazı” (“Angel Heart”, 1986) ve “Carrie” (1976) gibi şeytan filminin tür kırması iskeletlerle kullanıldığı filmlerden de etkilendiği söylenebilir. Öyle ki Needy karakteri Sissy Spacek’in bir anda parapsikolojik güçlere sahip olup, ‘dışlanma sorunu’nu ve ‘bekaret sorunu’nu dışavuran genç Carrie tiplemesine çokça benziyor. Hatta kilit yangın sahnesi de, Carrie’nin okul partisi sekansını andırıyor.

Şeytan filmini kara filmin içine sokan “Şeytan Çıkmazı” ise filme sinema tarihinin o en meşhur seks sahnelerinden birini armağan etmişti. Mickey Rourke’un kalçasıyla prim yaptığı o sahnede de ‘feda edilen tavuk’un kanı tavan arasından akmaya başlıyordu. Burada da Needy’nin bekareti ve hayati engelleri aşması, aynı şekilde Jennifer karakterinin bir gothu (satanist alt kültür bireyi) seks yapıyor numarası çekip öldürmesiyle üst üste bindiriliyor. Böylece oradan gelen kan, bekaret bozma kanıyla eşleştirilip bir anlamda ‘her türlü engeli atlayan bir karakter’ türetiliyor.

Sonuç olarak “Kana Susadım”, Diablo Cody’nin genç nesle ve banliyö yaşamına hakimiyetini bir kez daha ispatlayan bir yapıt. Korkunun alt türleri arasında dolaşması da bize farklı bir tür kırması örneği sunmasını sağlıyor.

Kim Ki-Duk’un ödüllü filmi DVD’de!

Özellikle soyutlaştırılmış bir göl mekanında, bir çocuk ile ona hayatı öğreten bir keşişin hikayesine odaklanan yapıt, 2000’lerin önemli Güney Koreli yönetmeni Kim Ki-Duk’un çıkışını müjdeler. Modern sinemayı çok iyi etüd eden yönetmen, buradan aldığı güç sayesinde zeki bir sinema diliyle çıkagelmiştir burada.

Sonradan da “Yay” (“Hwal”, 2005), “Boş Ev” (“Bin-Jip”, 2005) ve “Fedakar Kız” (“Samaria”, 2005) gibi filmleriyle dikkat çekmiştir. Locarno, San Sebastian, Sofia gibi önemli festivallerde ödül alan filmi izlemenizde fayda var derim.

Bir de Nicolas Winding Refn filmi

Zamansız bir yerde geçen “Cennetin Kapısında” (“Valhalla Rising”), tekgöz lakaplı isimsiz bir adamın ayakta kalma mücadelesine odaklanıyor. “Casino Royale”in kötü adamı Şifre’yi canlandıran Mads Mikkelsen’in vücut verdiği bu karakter, bu uçsuz bucaksız dünyada izole edilip kayboluyor. Zamanla ise mistik bir dünyanın esiri olup mitolojideki ‘hades’in (cehennem) içine hapsolarak çıkış yolu arıyor.

“Pusher”, “Bleeder” ve “Korku X” ile tanıdığımız Danimarkalı yönetmen Nicolas Winding Refn’i önemli festivalleri dolaşan eseri, yönetmenin filmografisinde üst sıraları zorluyor!

Benzer konular (Similar topics) #BETA

KonularMesajlarSon YazarGuncelleme
Benzer konu bulunamadi.

[1] [2] [3] [4]